Gayri Sahih Vakıflar ve Hazinenin Mirasçılık Durumu

mevzuat-3

GAYRİ SAHİH VAKIFLAR VE HAZİNENİN MİRASÇILIK DURUMU
I. GİRİŞ
Medeni Kanunun 385.maddesine göre mirasçısız ölen kişinin mirası devlete geçer. Bu genel hüküm vakıf malları için geçerli değildir. Çünkü Vakıflar Kanununun 04.04.1995 tarih ve 4103 ile değişik 27. maddesiyle; “…Vakfın türüne göre ayrım yapılmaksızın (sahih, gayri sahih, tahsisat kabilinden v.b) mevcut mukataalı toprakların veya icareteynli gayrimenkullerin mülkiyetlerinin taviz bedeli karşılığında mutasarrıfına geçirileceği” hüküm altına alınmıştır.
Yine aynı Kanunun 22.09.1983 tarih ve 2888 ile değişik 29. maddesiyle de; “…mülkiyeti mutasarrıfına geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin Hazineden başka varis bırakmadan ölümleri halinde, mülkiyetin mahlulen vakfına rücu edeceği” belirtilmiştir. Söz konusu hüküm ile mülkiyeti kullanıcılarına geçmiş evveliyatı itibari ile vakıf olan taşınmaz malların maliklerinin mirasçısız ölmeleri halinde mülkiyetin vakfına geri döneceği dolayısıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçeceği anlatılmak istenmektedir.
Bununla birlikte Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğünün 12.Kasım 1996 tarih ve 134/805 sayılı Genelgelerinde; “…Padişahlar tarafından yapılan vakıfların gayri sahih vakıf olduğu bunların miri (devlete ait) arazi üzerinde kurulduğu ve bunlardan taviz bedeli alınmayacağı yönünde kökleşmiş Yargıtay içtihatlarının bulunduğu” belirtilmiştir.
Yanlızca Devlete ait (miri) arazi üzerinde padişah veya onun izin verdiği kişi tarafından kurulmuş gayri sahih vakıflar için Vakıflar Kanununun 29. maddesinin ifade ettiği anlam değerlendirilmelidir.
II. SAHİH VAKIF, GAYRİ SAHİH VAKIF AYRIMI
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için sahih vakıf ve gayri sahih vakıf kavramları aşağıda tanımlanmıştır.
Sahih Vakıf : Vakfedilen gayrimenkulun çıplak mülkiyeti ve bundan doğan kullanma ve yararlanma hakkının vakıf hükmi şahsiyetine ait olduğu, mülk araziden yapılan vakıflardır.
Gayri Sahih Vakıf : Miri arazinin tasarruf hakkının veya aşar (öşür) ve rüsumunun mevcut bir vakfa tahsis olunduğu bu türlü vakıflarda, vakfedilen taşınmaz malın çıplak mülkiyetinin vakıf hükmi şahsiyetine ait olmadığı vakıflardır.
Yatgıtay kararları ve içtihatlara göre gayri sahih vakıflar daima devlet tarafından miri arazide yapılan vakıflar olup, miriyetin, yani Hazineye aidiyetin hiçbir zaman zail olmadığı vakıflardır.
Vakıflar Hukukuna, Osmanlı toprak sistemine, kökleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve öğretilerin görüşlerine göre:
Gayri sahih vakıflar doğrudan miri arazi (arazi-i emiriyye) ile ilgili, tahsisat kabilinden vakıflar olup, bu vakıfların durumu üç türe ayrılmıştır. Bunlar sırasıyla:
1-Yalnızca aşar ve rüsumatı (resim ve vergileri) tahsisat kabilinden olarak bir cihete vakfedilenler,
2-Miri arazinin çıplak mülkiyeti (rakabesi) bey tül malda kalıp, aşar ve rüsumatı da yine Bey tül mala ait olmakta, sadece “tasarruf hakkı” bir cihete vakfedilenler,
3-Sadece çıplak mülkiyeti (rakabesi) bey tül malda kalmak üzere; hem aşar ve rüsumatı hem de tasarruf hakkı vakfedilenlerdir.
III. HAZİNENİN MİRASÇILIĞI
Gayri Sahih Vakıflar ile ilgili olarak Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 03.10.1996 tarihli 1996/7752 Esas, 1996/8164 K. sayılı kararında da özetle;
Devlete ait miri arazi üzerinde padişah veya onun izin verdiği kişiler tarafından kurulmuş ve yalnızca aşar gibi vergi ve resimlerinin bir hayır amacına tahsisi sonucu vücuda getirilmiş gayri sahih vakıfların, zamanla deprem gibi tabii afetler yüzünden vakfın amacına yönelik güçleri ortadan kalkar hale gelince; mukataa ve icareteyn usulünün zorunlu hale geldiği, bu usulle; kiracısından kıymetine eşit “muaccele” adı verilen peşin bir bedel alınıp, yanan-depremde zarar gören vakıf binaları, vakıf tarafından yeniden yaptırılıp, onarılarak, her yıl “müeccele” denilen cüzi bir bedel karşılığında süresiz olarak kiracılarına (mutasarrıfına) bırakıldığı, bu tasarruf hakkı mirasçılarına da intikal ettiği, 17 Şubat 1341 tarih, 552 sayılı Aşarın İlgası ve Yerine İkame Edilecek Mahsulatı Araziyye Vergisi Hakkındaki Kanunla; Devletin gerek öşür gerek bedeli öşür mukataasından vazgeçtiği hüküm altına alındığından, bu tür taşınmazların vakıfla ilgilerinin koptuğu (mülk taşınmaz haline gelmişlerdir) Çünkü, aşarın ilga edilmesi ile, aşarın tahsisininde konusuz kaldığı ve böylece tahsisin kendiliğinden son bulduğu belirtilmiştir.
Ayrıca aynı Yargıtay kararında; “…Miri arazi üzerinde, Padişah yada onun izin verdiği kişi tarafından kurulmuş gayri sahih vakıflarda, devamlılık arz edecek şekilde aşar ve rüsumatı vakfedilmiş olduğundan ve aşarında ilgası ile taşınmaz malın vakıfla ilişkisi kesilmiş bulunduğundan taviz bedeli alınamayacağı” konusuna açıklık getirilmiştir.
Prof. Dr. İsmet Sungurbey’e göre Arazi-i Emiriyye-i mevkufenin birinci nevinden olup yalnızca aşar ve rüsümatı bir hayır cihetine tahsis olunan tahsis ve irşad kabilinden gayri sahih vakıflarda , mutasarrıfın intikal hakkı sahibi denilen mirasçı bırakmadan ölmesi durumunda, bu türlü gayrimenkullerin vakfına dönmemesi gerekmektedir. Vakfına rücu etmeyen mirasçısız taşınmaz malların Medeni Kanuna göre mirasçısı Hazinedir.
Bununla birlikte yine Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğünün 12.Kasım 1996 tarih ve 134/805 sayılı Genelgelerinde;
“Yalnızca aşar ve rusumatın vakfedildiği haller bakımından taviz bedeli anlamsız ve konusuz kaldığı gibi, dava konusu yapılmamış olan taşınmaz maliklerinin tapu belgelerinde yer alan bu tür vakıf şerhleri dahi kendiliklerinden yok hükmünde sayıldığı ve mutasarrıflarının tasarruf haklarının kendiliğinden mülkiyete dönüştüğünün kabulü gerektiği, Hal böyle olunca; 4103 sayılı yasanın Vakıflar Kanununun 27. maddesini değiştiren hükmün yürürlüğe girdiği 18.04.1995 tarihinden önce bu mutasarrıfların, aşar ve rüsumatın vakfedildiği taşınmaz mallarda mülkiyet hakkını kazandıklarında kuşku ve duraksamaya yer olmadığı, bu bağlamda 4103 sayılı Yasanın yalnızca aşar ve rüsumatın vakfedilmiş bulunduğu taşınmaz mallar hakkında (sahih olmayan vakıf) Vakıflar Kanununun yürürlüğe girdiği 18.04.1995 tarihinden sonra da uygulama alanı bulunmadığı sonucuna varıldığı” bildirilmiştir.
Görüldüğü gibi Gayri Sahih Vakıflar sürekli devlete ait arazi üzerinde yapılan ve hazine ile ilişkisinin hiçbir zaman kesilmeyen, genellikle Sultan Beyazıt Vakfı gibi padişah isimleri ile isimlendirilen vakıflardır. Bu tür vakıfların aşar ve rüsümatı (resim ve vergiler) vakfedilmiş olduğundan ve aşarın ılgası ile taşınmazın vakıfla ilişkisi kesilmiş bulunduğundan tapu kayıtlarında bulunan bu tür vakıf şerhleri dahi kendiliğinden yok hükmünde sayılması gerekir.
IV SONUÇ
Yukarda belirtilen yargı kararları, Vakıflar Genel Müdürlüğü Tarafından yayınlanan Genelge ve doktrinde belirtilen görüşler birlikte değerlendirildiğinde;

Padişahlar tarafından yapılan vakıfların gayri sahih vakıf olduğu bunların miri (devlete ait) arazi üzerinde kurulduğu, bu tür tahsis ve irşad kabilinden vakıfların aşar vergisinin ılgası ile vakıfla ilişkilerinin koptuğu, tapudaki vakıf şerhlerinin dahi kendiliklerinden yok hükmünde sayıldığı ve mülk arazi haline geldiği, bunlardan taviz bedeli alınamayacağı, mutasarrıfın intikal hakkı sahibi denilen mirasçı bırakmadan ölmesi durumunda, bu türlü gayrimenkullerin vakfına dönmeyeceği, dolayısıyla Vakıflar Kanunun 29 maddesine bağlı olarak, maliklerin Hazineden başka varis bırakmadan ölmeleri halinde, mülkiyetin mahlulen vakfına rücu etmeyeceği, tersine bu tür taşınmazların Hazineye intikal etmesi gerektiği, ortaya çıkmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.