ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER VE KARŞILAŞTIRMALI HUKUKA GÖRE KARA PARA AKLAMANIN ÖNLENMESİ VE CEZALANDIRILMASI

muhasebe-39

ULUSLARARASI  SÖZLEŞMELER VE KARŞILAŞTIRMALI HUKUKA GÖRE KARA PARA AKLAMANIN ÖNLENMESİ VE CEZALANDIRILMASI

Resmi kayıtlara girmeyen ve belgelendirilmeyen yasal ya da yasadışı faaliyetler, kayıt-dışı ekonomi olarak nitelendirilmektedir. Bu ekonominin bir kesimini oluşturan yer altı ekonomisi, başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere, muazzam gelirler, yani kara para ya da kirli para doğuran, bir çok suç faaliyetini içerir. Bu faaliyetler ise genel de, örgütlü ve gelirleri de, nakit  formundadır.

Bunu izleyen aşamada ise 1980’lerden itibaren uluslararası toplum ile finans ve hukuk dünyasının gündemine oturan, ve; yasadışı yollardan elde edilen gelirlerin statüsünün değiştirilerek, normal ve temiz bir kazanç gibi, yasal ekonomiye sokulmasına imkân veren metotların tümü, olarak tanımlanabilecek  kara para aklama, devreye girmektedir.

Aslında, kara para aklama ihtiyacı, suç ve suçlulukla özdeş bir tarihi geçmişe sahiptir. Suçluların ellerindeki paraların suçtan kazanıldığı biliniyorsa, söz konusu kirli kazançlar sadece bir para koleksiyonundan ibaret olur. Dolayısıyla kara para her şeyden önce, kullanılabilmek için aklanmak zorundadır. Buna ilişkin bir anekdota değinmek isterim:

 

80’li yıllarda, Kolombiya’da, Medellin karteli Baronu Pablo Escobar, karargahında kabul ettiği malî danışmanlarını bir hangara götürür. Hangarda, paletler üzerinde bir matbaadaki basit ilan kağıtları gibi istif edilmiş ve çoğu farelerin kemirme izini taşıyan milyonlarca dolar. Manzarayı seyrettirdikten sonra danışmanlarına dönerek, bana gizli ve etkili çözümler bulun! der.

Diğer bir anekdot, Kolombiyalı Gacha, kara parasını ABD’deki evinin bahçesine gömdüğü plastik çantalarda saklıyordu. Bir gün, yakındaki nehrin taşması sonucu, bu paraların bir kısmı sulara karıştı. Komşular polisten önce, sulara dolar avına koştular.

Dünya kara para sandığının tutarı, 1 ilâ 2 trilyon US Doları arasında tahmin edilmektedir.  Asgarî rakam göz önüne alınsa bile, bu Fransa bütçesinin 3 katına denk gelmektedir. Bunun yarısı ise uyuşturucu kaçakçılığından gelmektedir.

Hukuk, bu muazzam tutarların aklanmasına kayıtsız ve eli kolu bağlı kalamaz. Çünkü ilk olarak, aklanan bu fonların bir bölümü, tekrar uyuşturucu kaçakçılığı, terör ve diğer örgütlü suçların finansmanında kullanılmaktadır. Bu para vasıtasıyla ve özellikle rüşvet, şantaj, haksız rekabet gibi mafyöz metotlarla, kamusal hayatın ve malî dolaşımların denetimi yoluyla, suç örgütleri giderek güçlenmektedir. Suç gelirleri aklanarak, buharlaştığı zaman; en önemli suç kanıtları da kaybolmakta, suçluların ceza görme riski azalmakta, bu ise ceza sisteminin etkinliğine zarar vermektedir.

Suçlular sahip oldukları, bu muazzam kara fonlar sayesinde politik ve ekonomik sisteme etki etmekte, hukuk devletini ve bu devletin egemenliğini zayıflatmaktadır. Nitekim bugün dünyada, uyuşturucu, kara parası sahiplerinin kontrolüne girmiş ekonomilerden (narko-ekonomiler) ve uyuşturucu kartellerinin gölge iktidar oldukları devletlerden (narko-devletler) bahsedilmektedir. Kolombiya, Bolivya, Peru, Meksika ve Tayland gibi söz konusu ülkeler, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ve krizlerle boğuşmaktadırlar.

Gelişmiş ülkeler ve köklü demokrasiler dahi, bu tehditten  korunmuş değildir. Nitekim, The Economist dergisinde, kara paraya karşı önlem alınmazsa, 2020 yılında ABD Başkanı’nı mafya seçtirecek, cümlesi manşet olabilmektedir.

90’lı yıllardan itibaren gündeme oturan malî küreselleşme ile birlikte, kara para aklama faaliyetleri artmış, sınır aşan nitelik kazanmış; aklama teknikleri çeşitlenmiş ve karmaşıklaşmıştır. Hatta kara para aklama, sınır aşan örgütlü suç faaliyetlerinin doğal bir boyutu haline gelmiştir. Bu gelişmeyi vurgulamak için artık mafyalar daha beyaz yıkar ifadesi kullanılır olmuştur. Son yıllarda ülkemizi sarsan skandallar ve yolsuzluklar da, çeteler, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklamanın birlikte gündeme gelmesi de bunun açık bir göstergesidir.

Günümüzde sınır tanımayan bir olgu halini alan kara para aklamayla mücadelede mülkilik ve ulusal egemenlik prensiplerine bağlı, mevcut ceza hukukunun yetersiz kaldığı, uzmanlar arasında kabul görmektedir. Nitekim, bu nedenle kuruluş çalışmaları sırasında, uluslararası kara para aklamanın, Milletlerarası Ceza Mahkemesinin yetkisine alınması önerilmiş; ancak bu çaba, ABD ve İngiltere gibi büyük Devletlerin muhalefeti nedeniyle, sonuç vermemiştir.

Diğer yandan kestirilemeyen kararlar ve sermaye hareketleri aracılığıyla, ekonomik mekanizmaları ve dengeleri istikrarsızlaştırma riski taşıması dolayısıyla, kara para aklama, ekonomi için de ölümcül bir risktir. Çünkü kara para aklayıcıların mantığı, klasik kâr ve en iyi yatırım mantığı, değildir. Aksine, yatırım kolaylıklarını, özellikle bankacılık, şirketler hukuku ve ceza hukuku alanlarında, mevzuatın gevşekliğine bakmaktadırlar. Fransız Profesör Guilhem FABRE, 1994-1995 Meksika, 1997 Tayland ve 1998 Rusya krizlerindeki kara para aklamanın rolünü ortaya koyduğu, Nisan 2000 tarihli Le Monde Diplomatique gazetesindeki makalesinde, Venezuela, Nijerya ve Türkiye’deki krizlerin de, aynı perspektiften analiz edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

11 Eylül saldırılarının ardından, kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadele, birlikte anılır, olmuştur. Terör örgütleri de, tıpkı mafyalar gibi, faaliyetlerini finanse edecek fonları sağlayacak suç gelirlerini, özellikle uluslararası malî dolaşımlar içinde aklamaktadırlar. Bu noktada, kara para aklamanın önlenmesi ve cezalandırılması, terörün finansmanının engellenmesine de, yaramaktadır. Ancak, terör örgütlerinin bir kısım gelirleri, yasal ticarî faaliyetlerin gelirleri ile yardım kampanyalarında sağlanan paralara ya da bireysel bağışlara dayanmaktadır. Kaynağı meşru, dolayısıyla kara para olarak nitelendirilemeyecek söz konusu gelirler, gizli dolaşımlara sokularak, silah satın almaları ya da eylemcilerin maaşını verme gibi amaçlarla, örgüt hücrelerine tahsis edilmektedir.Görüldüğü gibi, burada aklamanın tam tersi bir işlem söz konusu olup, yabancı literatürde tersine aklama ya da temiz parayı kirletme işleminden bahsedilmektedir.

11 Eylül saldırılarının ardından, 29-30 Ekim 2001’de Washington’da toplanan FATF, kara para aklama ile mücadele görevini, terörizmin finansmanına da genişletmiş ve bu alanda 8 özel tavsiye kararı almıştır.

Diğer yandan, büyük miktarlı kara para aklama olayları, hemen her zaman uluslararası bir nitelik taşır. Uluslararası kara para aklama işlemleri, genelde çok karmaşıktır ve ortaya çıkarılmaları hukukî, cezaî, malî, polisiye ve idarî tüm boyutlarını göz önüne alan, multi-disipliner bir yaklaşım ve çabayı gerektirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.