Ziraat Bankası Kredi Politikaları Genel Müdür Yardımcısı M. Cengiz Göğebakan, yeniden yapılandırmayı ‘aşı gibi önleyici, ilaç gibi koruyucu ve iyileştirici fonksiyonu olan bir uygulama’ olarak nitelendirirken Bankacılık Kanununun 160’ıncı maddesinde yapılacak küçük bir revizyon ile bu konudaki tereddütlerin ortadan kaldırılabileceğine işaret etti.

Göğebakan, genelde işletmelerin sadece bir finansal kuruluşa karşı borçlu olmadığını alacaklının banka olduğu kadar leasing ve factoring gibi şirketler olabileceğine de işaret ederek “Sadece olağanüstü dönemlerde uygulanacak bir yapılandırma uygulaması yerine ihtiyaç duyulan her dönemde kullanılabilecek tüm tarafların müşterek çıkarlarını gözeten borç yapılandırma uygulamaları geliştirmeli” dedi.

Göğebakan, bankaların kredi çalışmalarındaki başarı performansının, verilen kredilerin geri dönüşlerinin karlı bir şekilde sağlanması olduğunun da unutulmaması gerektiğine değinerek “Kredili firmaların kendi ticari hatalarından kaynaklanmış olsa dahi, ticari saiklerle açıklanabilir tüm geri ödeyememezlik hallerinde işletmelerin kredi geri ödeme güçlerini arttıracak tedbirlerin alınması Bankalar için önemlidir” dedi ve şöyle devam etti: “Ticari hayatta sıklıkla yaşanılabilen aksaklıkların önemli kısmı; işletme sahipleri tedbirli davranış içinde olsalar dahi,  olumsuz etkilenebilecekleri türden finansal sonuçlara sebebiyet verecektir.  Öyle ya; işletmesinin kur riskini koruma enstrümanlarıyla yönetmeye yönelik önlemleri alsa da, kur artışlarının beklenen olası artışların çok üzerinde gelişmesi yada inişli – çıkışlı belirsiz seyir izlemesi, kur riski yönetimini imkansız kılabilecektir. Her ne kadar vadeli satışlarını yaptığı müşterilerinde seçici davransa da, alacak tahsil sorunu yaşanması olasıdır. Keza işletmelerin girdi maliyetlerinin beklenenin fevkinde artışı yaşanabilmesi, özellikle fiyatların monopol piyasalarda belirlendiği girdi kullanan işletmeler için, riski yönetmeyi zorlaştıran unsurlardandır. Hele ki girdi maliyetlerindeki artışları, mamul malının satış fiyatına yansıtamadığı türden fiyat/ talep esnekliğine sahip malları üreten/ satan işletmeler için,  girdi maliyeti yönetimi işletme sahiplerinin basiretli davranışları ile çözümlemez sorunlar doğurabilecektir. Bu örnekler çoğaltılabilir, önemli olan kredilerini geri ödeme sorunu yaşayan işletmelerin, borç ödeme güçlerini kaybetme nedenlerinin belirlenmesi – bunların ticari saiklerle açıklanabilir ve önümüzdeki dönemde tolere edilebilir olup olmamasıdır.”

Kredi kullanırken nakit akışınıza bakın

İşletmelerin kredi kullanırken sıklıkla ‘nakit akışına’ uyumlu olmasını aramak yerine ya düşük faiz ya da daha uzun vade aradığına işaret eden Cengiz Göğebakan, “Bu durum, kredibilitesi ve borç ödeme gücü yeterli olan işletmeler için bile, kullandıkları kredilerin geri ödeme vadelerinin kendi  nakit akışları ile uyumsuz olması halinde, geri ödeme sorunu yaşatabilir” açıklamasında bulundu.

Geri ödeme yükümlülüklerini zamanında yerine getiremeyen işletmeler için bir kredinin her evresinde, firmanın sağlık problemine göre farklılaşabilecek bir çok aksiyon planı olabileceğine vurgu yapan Göğebakan, şöyle devam etti: “Yeniden yapılandırma gerçekten aşı gibi önleyici, ilaç gibi koruyucu ve iyileştirici fonksiyonu olan bir uygulamadır. Nasıl ki, soğuk algınlığına yakalanmış veya yakalandığı düşünülen hastaya öncesinde koruyucu ilaçlar verilmemesi halinde hastalığın ilerlemesi, hastalığın ilerleyen döneminde iyileştirici ilaçların verilmemesin halinde ise yaşamsal fonksiyonların bozulmasına neden olan daha ciddi hastalıkların oluşmasına neden olunuyor ve sonunda hayati riskler ortaya çıkıyor ise zamanında ve doğru yapılmayan yeniden yapılandırma uygulamaları işletmelerin faaliyetlerinin sona ermesine neden olabilecek sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilir.”

Kırmızı çizgi iyi niyet ve ticari etiktir 

Kredilerinin yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulan  işletmelerin, yakın geçmişte bankaların kredi tahsisine layık gördükleri şirketler olduğuna da işaret eden Göğebakan “Burada kırmızı çizgi, iyi niyet ve ticari etiktir” dedi ve mevzuattaki eksikliklere dikkat çekti: “Kredilerin yeniden yapılandırması uygulamaları hakkında mevzuat düzenlemelerinin, bu uygulamanın yaygın ve en iyi şekilde yapılmasını sağlamak için yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin;  Bankacılık Kanunu’nda kredilerin yapılandırılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Keza bu Kanun kapsamında yayımlanan Bankaların Kredi İşlemlerine İlişkin Yönetmelik’te de yapılandırmaya yönelik bir düzenleme bulunmuyor. Karşılıklar Yönetmeliği’nde var olan düzenlemeler ise yeniden yapılandırma uygulamalarının olumsuz olarak algılanmasına neden oluyor. Bunun en somut örneği, yeniden yapılandırılan kredilerin diğer kredilere göre 5 kata varan oranlarda kredi genel karşılığına tabi olmasıdır. Böyle olunca, bankaların yapılandırdıkları kredileri için ilave karşılık ayırmaları gerekmekte, bunun içinde doğal olarak bu karşılığın maliyetini kredilerini yapılandırdıkları işletmelerden tahsil etmeleri gerekmektedir. Ne garip durumdur ki, borç ödeme gücünün geliştirilmesi gerektiği için kredileri yeniden yapılandırılan işletmeler için ilave bir finansman maliyeti söz konusu olmaktadır.”

Bazen can suyu gerekebiliyor

Bir yeniden yapılandırmanın hem borçluya ödeme gücü kazandırması hem de banka alacağının tahsil edilmesi imkanı geliştirmesi gerektiğini ve şimdiye kadar yaşanan örneklerin de başarılı sonuçlar ortaya koyduğunu söyleyen Cengiz Göğebakan, “Bazen can suyu dediğimiz bir ilave finansman yapma ihtiyacı oluyor. Kredileri yapılandırılan firmalara çok farklı uygulamalarla nakit veya fon sağlama imkanı sunulması gerekebiliyor. Bu imkanlarda; mevcut kredi limitine ilave bir kredi tahsisi olabildiği gibi, mevcut limiti kapsamında kontrollü ilave kullandırım yapılması, teminatta bulunan çek ya da senetlerden sağlanan nakit tahsilatların bir kısmının işletmenin kullanımına bırakılması, kredi teminatında bulunan gayrimenkulün satılarak bir kısmının işletmeye kullandırılması, belirli bir dönem için faiz tahsilatlarının yapılmaması ve anapara ödemesiz dönemli borç yapılandırılması olarak sıralanabilir.”

Küçük bir revizyonla tereddüt kalkar

Bu konuda yasal bir engel olmadığını ancak yapılabileceğini düzenleyen bir mevzuatta olmadığının altını çizen Göğebakan, “Kredileri yeniden yapılandırılan işletmelere sağlanan ilave finansmanlar veya yeniden yapılandırılan kredinin anaparasından indirim yapılması ve hatta kredilerini geri ödeyemediği için teminatlara başvurulması yerine, müşterisine ödeme gücü kazandırmak için vade temdidi yada borç yapılandırılması gibi uygulamaların Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde yer alan zimmet suçu kapsamına girebileceği ihtimali bankacıları tedirgin ediyor” ifadelerini kullandı.

Bu durumun, kredilerinin yapılandırılması halinde ödeme gücüne kavuşabilecek ve ekonomiye yeniden kazandırılabilecek bazı işletmelerin yapılandırma imkanlarından faydalanamaması sonucunu doğurabildiğine de işaret eden Göğebakan, “Bankacılık Kanununun 160’ıncı maddesinde yapılacak küçük bir revizyon ile konudaki tereddütler ortadan kaldırılabilir. Bankacılık Kanunu  içinde hiç yer almayan kredilerin yapılandırılması uygulamalarını düzenleyen maddeler eklenebilir” açıklamasında bulundu.

Alternatif yollara başvuran her zaman olur Son dönemde çok konuşulan iflas erteleme konusunda da görüşlerini aktaran Cengiz Göğebakan, “Birden fazla bankanın da birlikte hareket edebileceği kredi yapılandırma uygulamaları yaygınlaştırılamadığı sürece, alternatif yollara başvuran işletmeler her zaman olacaktır. Ekonomik konjonktürdeki daralma dönemlerinde çok daha fazla olacaktır, bu kaçınılmazdır. Hayat boşluk tanımaz ve akan su yolunu bulacaktır” şeklinde konuştu.

Göğebakan, borç ve yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğini öngören işletmelerin, kendisini kredilendiren bankaları ile kredi yapılandırma seçeneklerini rahatlıkla değerlendirebilme imkanları geliştirildiği sürece, iflas erteleme başvurularının bu kadar dikkat çekici yaygınlıkta olmayacağını da aktaran Göğebakan, şu bilgileri verdi:  “Arkasında bankalarının finansal desteğini alan bir işletmenin piyasa borçlarını yapılandırması çok daha kolay olacaktır. Buna rağmen de iflas erteleme yoluna başvurmayı gerektiren haller olabilecektir şüphesiz. İflas erteleme müessesesi doğru kullanıldığında hem borçluyu hem de alacaklıları koruyan bir uygulamadır. Ancak, ülkemizdeki uygulamalar maalesef bu müessesinin ruhu ile tam örtüşmüyor. Bu konuyu iş edinmiş kişilerin yanlış yönlendirmeleri ve bu konuyu değerlendiren uzmanlaşmış mahkemelerin olmaması ve bilirkişilik müessesesinin tam olarak çalışamaması yanlış kararların alınmasına neden olabiliyor.

İflas erteleme başvurusunda işletmelerin öncelikle  “…. ben borca batığım…” dediğini , sonra ise  “……. sunulan iyileştirme projesini uygulayabilirsem eğer,  borca batıklıktan çıkabileceğim….” denildiği dikkate aldığında bu firmalar için alınacak aksiyonlarda özellikle yeniden yapılandırma aşmasındaki, mevcut imkanların işletmeye kullandırılması ve hatta ilave finansman ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi sıkıntılar yaşanıyor.”

Önce ana bankanız ile konuyu görüşün

Göğebakan tavsiyelerini ise şöyle sıraladı:

“İşletmelerin bu kararı almadan önce özellikle ana  bankası ile konuyu müzakere etmesidir. İflas erteleme dilekçesi ekinde mahkemeye sunulan iyileştirme projesi gerçekçi ve uygulanabilir ise zaten alacaklı bankalar bunu kabul edeceklerdir. Ancak genellik arz eden örnekler, işletme sahiplerinin alternatif imkanlara da sahip olabilecek iken, kendi tercih ettiği iyileştirme projesini (kimi zaman da ayakları yere basmayan, uygulanması mümkün olamayan) alacaklılarına dikte etme çabalarının olduğudur. Bu durum da doğal olarak borçlu ve alacaklının ortak çıkarlarını temsil etmediği için karşılıklı hukuksal yıpratmalara neden olabilmektedir. Ticari müzakere yerine hukuksal dikte yöntemi ile yapmak doğru sonuç vermeyecektir. Çözüm olarak;
–       Mali yapısı bozulan işletmelerin, kendi bankalarını temsilen oluşacak bir konsorsiyuma başvurmalarını,
–       Alacaklı bankaların temsilcilerinden oluşacak bu heyete, işletme büyüklüğüne göre bir YMM veya bağımsız denetim firması ile TBB’nin kuracağı havuzdan atanacak olan, konu firmadan alacaklı olmayan bağımsız bir banka temsilcisinden, oluşacak bir heyet ile yapılacak müzakere sonucunda firma için iyileştirme planı yapılması ve
–       Bu plana kamu alacakları dahil mali ve mali olmayan kesimlerden tüm alacaklıların uyacağı şekilde hukuksal güç kazandırılmasıdır.
Mevcut iflas erteleme uygulaması yerine, birden çok banka ya da mali kuruluşun bir araya gelerek borç yapılandırma uygulamalarına yönelik hukuksal bir altyapı sağlanması halinde çok daha başarılı sonuçlar alınacağını düşünüyoruz.”