Yayınlandı: Pts, Eki 15th, 2018

Amele Taburu Nedir? Amele Taburu Ne İşe Yarar?

 

Osmanlı Ordusunun savaştaki en büyük handikaplarından birini asker kaçakları oluşturmaktadır, bu sorun “mili mücadele” önderleri içinde önemli bir sorundur. Silah altına çağrılanlar İstanbul Hükümetinin fetvasını ve padişahın askerliği kaldırdığına dair fermanını dikkate alarak ya askere gelmemekte veya şubelerden ve kıtalardan kaçmaktadırlar, kaçarken kendilerine verilen silah ve cephaneleri de beraberinde götürmektedirler. Bu durumu M.Kemal Nutuk’ta Filhakika, birçok yerlerde, bazı nizamiye efradı,usatla musademe etmeksizin bilakis silahlarını bırakarak köylerine,memleketlerine savuşuyorlardı diye ifade eder . Zaten “Birinci Dünya Savaşı yıllarında her sekiz firariden birisi idam edilerek cephelerin çökmesi önlenmiştir. Buna rağmen firarilerin sayısı gittikçe artar ve 300.000’ni bulur” .(genellikle bu üçyüz bin sayısı verilmekle birlikte bu sayı her bir cephedeki kaçak sayısı olmalı) 1920 Eylül’ünde Meclis kürsüsüne çıkan Mustafa Fevzi Çakmak; “Efendiler biz askeri değil, milleti giydiriyoruz. Elbiseyi alan üç gün sonra firar ediyor.”diye ifade etmektedir. Bunlar elde silah istikrarı bozan unsurlar oldukları gibi aynı zamanda Ankara’nın otoritesini tanımayanların da insan kaynağını oluşturmaktadır. Hatta bu firarilerin Ankara’ya karşı İstanbul hükümeti yanlısı güçlere katılması Ankara’yı sarsmaktadır. “Rahmi Apak’ın anılarında belirttiği üzere,1919 yılında Batı Anadolu’nun birçok bölgesinde köylüler, Askeri birlikleri örgütlemeye gelen subayları köye sokmuyorlardı. Onlara yiyecek vermiyor, bazı yerlerde üstlerine ateş açıyorlardı”. Ankara kontrol bölgesindeki istikrarı bozabilecek her türlü unsuru askere alarak sorunu çözümleme kararındadır, hatta gayrimüslimleri de askere alarak bunlardan gelebilecek tehlikeyi bertaraf etmek için Osmanlı gibi yeniden Amele taburları oluşturulmuştur.
Merkez Ordusunun 12 Mart 1921 tarihli detaylı emrinde bu amele taburları teşkili, saka arabaları ve koşumlu hayvanların temini ile birlikte zikredilmektedir. “Hıristiyanlardan yeni askere almalarla birlikte Amele Taburları’nın bulunduğu yer ve mevcutları 18.4. 1921’de şöyledir:
Samsun Amele Taburu : 8 subay, 597 er, 5 hayvan,Samsun’da
Havza Amele Taburu : 5 subay, 339 er, 4 hayvan,Amasya’da
Merzifon Amele Taburu : 6 subay, 204 er, 6 hayvan,Merzifon’da
Sivas Amele Taburu : 9 subay, 285 er, 6 hayvan,Sivas’ta
Tokat Amele Taburu : 5 subay, 201 er, Tokat’ta
Çorum Amele Taburu : Bu sırada daha kuruluşunu tamamlayamamıştır.
Yol İnşaat Taburları’nın merkezi Havza ve taburlar İstihkam Kaymakam Ahmet Cemil Bey emrindeydi.Taburlar bu mevcutla yetinmeyecekler ve peyderpey celbedilen Hıristiyanlarla mevcudun 800’e çıkarılması için çalışmalara devam edilecekti[r]”
Bölgesindeki “taburların sevki için Merkez Ordusu gerekli işlemleri yaptı. Yalnız Çorum Taburu Şark Cephesi’ne değil, Yahşihan’a sevk edildi.1921 Ağustos’unun ortalarına kadar süren sevk ile Şark Cephesi emrine gönderilen taburların mevcutları şöyleydi:
Havza Amele Taburu : 17 muhafız, 326 gayr-i muslim
Merzifon Amele Taburu : 28 muhafız, 321 gayr-i muslim
Tokat Amele Taburu : 15 muhafız, 122 gayr-i müslim
Çorum Amele Taburu : 30 muhafız, 404 gayr-i müslim
Sivas Amele Taburu : 22 muhafız, 414 gayr-i müslim
Samsun Amele Taburu : 30 muhafız, 185 gayr-i müslim.”
Bu taburlara numaralar verilmiştir ve numaralar 8 den başlamakta 13 te bittiğine göre başka amele taburları da söz konusudur.
Amele taburlarının mevcudunun neyi ifade ettiği aynı ordunun Asayiş Bölükleriyle karşılaştırma yapılarak bir fikir edinebiliriz: “Merkez Ordusu Komutanlığı bölgesinde kurulan Asayiş Bölükleri’nin E.H.U.’ye yazılan 6 Mayıs 1921’deki mevcutları şöyleydi:
1. Hafik Asayiş Bölüğü : 72 er, 72 silah, subayı yok.
2. Zara Asayiş Bölüğü : 25 er, 25 silah, subayı yok.
3. Ümraniye Asayiş Bölüğü : 102 er, 102 silah, 3 subay.
4. Divriği Asayiş Bölüğü : 108 er, 108 silah, subayı yok.
5. Kangal Asayiş Bölüğü : 108 er, 108 silah, 2 subay.
6. Kemah Asayiş Bölüğü : 30 er, 30 silah, subayı yok.
7. Refahiye Asayiş Bölüğü : 140 er, 140 silah, l subay.
8. Suşehri Asayiş Bölüğü : 150 er, 100 silah, 3 subay.
9. Karahisar Asayiş Bölüğü : 150 er, 101 silah, 3 subay. ”
Amele Birliklerindeki muhafız ve subay kalabalığı karşısında asayiş birliklerinin fakirliği okuyucunun gözden kaçmayacaktır. Ordu, subayı olmayan Asayiş bölükleri için askerlik şubelerinden geçici olarak subay görevlendirilmektedir.
Ankara’nın celp çağrısına uyanlar da düzenli ordu yerine çetelere katılmaktadırlar. “Alayın birinci taburu bin mevcutla Bilecik’ten hareket etmiş olmasına rağmen Bursa’ya ancak elli mevcutla gidebilmişti. Neferler, Bilecik-Bursa arasında firar etmişlerdi. İkinci taburda aynı akibete uğramıştı.” Ankara Hükümetinin ilk celbiyle Kütahya’dan katılanlar topluca Ethem Bey’in Kuvayi Seyyaresine katılmışlardır. Batı Anadolu’nun seferberlik ilan edilen öteki yerlerinde de buna benzer olaylar görülmektedir.
M. Kemal’in 17 Mart 1920’de yayınladığı genelgesinde vatanın çıkarlarına aykırı, memleketin huzur ve asayişini bozanların din ve millet farkı gözetilmeksizin kanunen şiddetle cezalandırılmalarını ister. Kuvay-i Milliye komutanlarınca bunlara karşı idama varan cezalar uygulanıyor, asker kaçaklarının evleri yakılıyor mallarına el konuluyordu. Kaçaklar için 1914’te çıkarılmış olan Esrar-ı Askeriyeyi İfşa ve Casusluk, Hıyanet-i Harbiye Hakkındaki Kanun uygulanmaktaydı.
Firar yada askerlikten kaçma Türklerde de yüksektir ve bu sorunu o dönemde Harbiye İkmal Şubesi Müdür Vekili Miralay Behiç Bey (Erkin) şöyle resmetmektedir: “Enver Paşa’nın kanaatince askerin firarı korkudan, benim ve daha birçok arkadaşları¬mın kanaatince de eratın birçok yolsuzluklara tahammül edememelerinden ileri gelmekte idi. Bu mesele hakkında ordularımızın komutanlarının fikirlerini sorduk; aynı neticeye var¬dık. Yâni fena ve az gıda, alışılmayan iklimlere tahammül edememek, fena giyinmek, kadın ihtiyâcı, sigara İhtiyâcı, ara sıra izin alıp ailesini görememek, siperlerde uzun müddet kal¬mak v.s. Memleketimizin o zamanki perişan hâli bütün bu mahzurları izâle edecek imkânla¬rı tahsile müsait değildi.
Firar edemeyen erat arasında intihar edenler ve cinnet getirenler de vardı. Kasten ken¬dini yaralayanlar eksik değildi. Bu sonuncular derhâl îdâm olunuyorlardı. Firarın cezası îdâm olduğu hâlde, firarın önünü almak mümkün olamamış; bilâkis günden güne artmıştır. Siper hayâtından bıkanlar arasında mahsus kabahat işleyerek hapsolunmak ve bu sayede geriye gitmek vak’aları artmıştı. Bunun için bir kânun yapıldı; bu gibilerin hapis cezası dayak cezasına çevrildi. Enver Paşa, firara karşı esaslı tedbir alacak yerde şiddeti artırdı. Bu gibi şiddetli karar¬lar dâima Enver Paşa’nın Suşehri’nde III. Ordu Komutam Vehip Paşa ile mülakatı sırasında veriliyor ve oradan bize tebliğ olunuyordu. Meselâ;A. Kur’a ile îdâm. Vilâyet İdare meclisleri ele geçen firarileri toplayıp kur’a çekecek¬ler, l, 11, 21,… çekenler derhâl orada asılacak ve diğerleri kıt’alarına sevk olunacak. Bu emri bâzı vilâyetler tatbik etmişler ise de, zannedersem Talât Paşa’nın müdahalesiyle sonra vazgeçilmiştir.B. Firarilerin evlerini yıkmak ve ailelerini sürmek. Bu hususta bir kânun hazırlanması için Enver Paşa, beni Adliye Nâzırı (vekili) İbrahim Bey’e gönderdi. Ben şahsen böyle bir kânunun aleyhinde idim. Zâten İbrahim Bey bu İşten haberdar imiş.İbrahim Bey’le konuşurken elimden tuttu, beni yandaki küçük bir odaya götürdü; ora¬da kendisine tevcih edilen fahrî süvari mülâzımlığı elbisesini göstererek, İşte ben de sizden oldum, sizin gibi düşünüyorum amma, dur bakalım, bizim çömezleri çağıralım ne diyecek¬ler? diyerek Ceza ve İdare İşleri Umûm müdürleri Tâhir ve Münip beyleri çağırttı. Bunlara bahis mevzuu kanun lâyihası hakkında izahat verdik. Tabiî böyle hukuka mugayir bir fikrin aleyhinde bulundular. Ben, İbrahim Bey’e Müsaade buyurun, ben beylerle görüşeyim di¬yerek çıktık. Benim de bu fikre muhalif olduğumu Tâhir ve Münip beylere anlattım. Bu ka¬nun lâyihası yapılmadı amma, Enver Paşa emir vermiş, bâzı yerlerde tatbikata geçilmiş, bu meyanda bir Ermeni kadını İstida ile, Bir oğlum Çanakkale’de topçu zabiti, birçok düşman uçağı düşürmüş, terfi etmiş, imtiyaz madalyası almış; diğer bir oğlum ise er, nasılsa kaçmış, takdir edilen oğlumun hizmetleri kaale alınmıyor da öbür oğlumdan dolayı evim yıkılıyor ve ben sürülüyorum. Bu ne adaletsizliktir, diye müracaatta bulundu idi. Bu istidayı Ordu Dâiresinden geçmesi dolayısıyla ben de görmüştüm.
Firar meselesi öyle bir şekil almıştı ki bugün bir firariyi îdâm eden manga eratından bâzıları ertesi günü kendileri kaçıyorlardı. Yâni îdâm cezası dahi müessir olamıyordu.Bâzıları kasten frengi hastalığı alarak askerlikten kurtulmaya teşebbüs ediyorlardı. Nihayet frengili amele taburları teşkiline mecbur olduk.
Askerlikten kurtulmak için sun’î hastalıklar, sahte izin vesikaları misilli türlü türlü çâ-relere başvurulduğu gibi zenginlerin, bâzı karakteri zayıf doktorlardan rapor almak, asker alma şubeleriyle anlaşmak gibi suiistimaller günden güne artıyor, bunlarla başa çıkmak bi¬zim için çok müşkül oluyordu.” Behiç Bey’den bu uzun alıntıyı o günlerdeki asker kaçaklığının boyutları hakkında bir fikir sahibi olmak bakımından önemlidir, asker doğan Türkler kitleler halinde askerden kaçmaktadırlar.
Gayrimüslimlere askerde yapılan uygulamalar, muharip sınıfa alınmamaları ve bunların yük hayvanı derecesinde algılanmaları, bunların askerliği benimsememelerine sebep olmuştur. Gayrimüslimler amele taburlarında kırılmamak için askerliğe hiç de sıcak bakmadıkları  gibi Türkler de kitle halinde askerlikten kaçmaktadırlar.

kaynak:sait çetinoğlu

Yorum Yazın

XHTML: HTML Etiketi Kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>